20.6 C
Alanya
13/10/2026
Haberci Alanya
Haberci AlanyaYazarlar

Evren Kurtoğlu Yazdı: “BU KADAR İNSAN YANILIYOR OLAMAZ MI?”

500 bini aşkın yatırımcıyı ilgilendiren fon krizi bize yalnızca borsayı değil, kolay paraya olan inancımızı da anlatıyor. Peki hiç sorduk mu: Bu para gerçekten nereden kazanılıyor?

Birbirini tanıyan 500 kişi düşünün.

İlk 100 kişiye biri geliyor ve şöyle diyor:

“Bana 1.000 lira verin. Size her ay 100 lira kazandırayım.”

100 kişi kabul ediyor.

Kasada 100 bin lira var.

Ay sonunda bu insanların her birine 100’er lira dağıtılıyor.

Toplam 10 bin lira.

Herkes parasını gerçekten alıyor.

Kimse kandırılmış gibi görünmüyor.

Tam tersine mutlular.

Sonra diğer 400 kişi bunu görüyor.

Bir arkadaş kazanmış.

Komşu kazanmış.

Akraba kazanmış.

Herkes aynı şeyi söylüyor:

“Adam ödüyor.”

İşte o anda yatırım kararını bilanço değil, insan psikolojisi vermeye başlıyor.

Kalan 400 kişi de sisteme giriyor.

Birden içeride 500 kişi oluyor.

Para büyüyor.

Kalabalık büyüyor.

Güven büyüyor.

Ve herkesin kafasında aynı cümle beliriyor:

“Bu kadar insan yanılıyor olamaz.”

İşte tehlikeli cümle tam olarak bu.

Kalabalık bazen güven değil, yanılsama üretir

İnsan garip bir canlı.

Boş restoranla dolu restoran yan yana duruyorsa dolu olana giriyor.

Çünkü düşünüyoruz ki:

“Bu kadar insan kötü yemek yiyor olamaz.”

Gündelik hayatta çoğu zaman işe yarayan bu refleks, finans dünyasında insanın başına çok pahalı işler açabiliyor.

Çünkü bir yatırım aracına daha fazla insan girdikçe fiyat gerçekten yükselebiliyor.

Fiyat yükselince eski yatırımcı daha fazla kazanıyor.

Eski yatırımcı kazanınca çevresine anlatıyor.

Yeni yatırımcı geliyor.

Yeni para fiyatı biraz daha yukarı taşıyor.

Sonra dönüp yükselen grafiğe bakıyoruz:

“Bak, gerçekten kazandırıyor.”

Bazen gerçekten kazandırıyordur.

Bazen de yeni gelen para, eski hikâyenin doğru görünmesini sağlıyordur.

Aradaki farkı anlamadığımız gün sorun başlıyor.

Son haftalarda Türkiye’nin gördüğü manzara

Türkiye son günlerde yatırım fonlarında tam da böyle bir güven ve likidite tartışmasının ortasında kaldı.

SPK, 17 Eylül’de 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören fonlarını işleme kapattı; 131 fon için tasfiye süreci başladı. Sürecin 500 bini aşkın yatırımcıyı ve 800 milyar lirayı aşan fon büyüklüğünü ilgilendirdiği belirtiliyor. (Anadolu Ajansı)

Daha önemlisi, SPK kendi açıklamasında 2025’in son çeyreğinden itibaren bazı fonların fiili dolaşımı düşük hisselerde, şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığının gözlendiğini söylüyor. (https://spk.gov.tr)

Hazine ve Maliye Bakanlığı ise sorunun sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarında görülen kredi ve likidite sorunlarında yoğunlaştığını açıkladı. (Hazine ve Maliye Bakanlığı)

Sonra çıkış başladı.

İşte finans dünyasının bütün makyajının aktığı yer burasıdır.

İçeri girerken herkes için kapı açıktır.

Herkes aynı anda çıkmak istediğinde kapının aslında ne kadar dar olduğunu görürüz.

Bir apartmanda birkaç dairede başlayan yangın bütün binayı yakmamış olabilir.

Ama duman merdivene ulaştığında herkes kapıya koşar.

Fonlarda yaşanan tedirginlik de biraz böyleydi.

Asıl soru: Yüzde kaç kazandırdı değil

Bugün yatırım konuşmalarında ilk soru genellikle şu:

“Ne kadar kazandırdı?”

Belki yanlış yerden başlıyoruz.

İlk soru şu olmalı:

“Bu kazanç nereden geliyor?”

Bir şirket daha fazla üretmiş mi?

Yeni fabrika mı kurmuş?

İhracatını mı artırmış?

Yeni teknoloji mi geliştirmiş?

Gerçek bir değer mi yaratmış?

Yoksa fiyat, aynı kağıda giderek daha fazla para aktığı için mi yükselmiş?

Telefon ekranında ikisi de aynı görünür.

Yeşil renk.

Yanında artı işareti.

Yüzde 20.

İnsan da para kazanırken fazla soru sormayı sevmiyor.

İlginçtir, kaybedince hepimiz ekonomi profesörüne dönüşüyoruz.

Paradan para kazanma hayali

Bence son yaşananların daha büyük tarafı burada.

Türkiye’de yalnızca yatırım tercihlerimiz değişmiyor.

Para kazanma anlayışımız değişiyor.

Üretmek zor.

Bir iş yeri açmak zor.

Çalışan istihdam etmek zor.

Makine almak zor.

Tarım yapmak zor.

Sanayi yapmak zor.

Vergisi var.

Enerjisi var.

Kirası var.

Riski var.

Sonra insan telefonuna bakıyor.

Bir fon yüzde bilmem kaç yükselmiş.

Bir hisse birkaç ayda katlanmış.

Bir başkası sosyal medyada:

“Ben şu kadar kazandım.”

diyor.

İnsan doğal olarak düşünüyor:

“Ben niye uğraşıyorum?”

İşte bir ekonominin başına gelebilecek tehlikeli dönüşümlerden biri budur.

Üretmek yerine fiyat hareketlerinden zengin olunabileceğine inanmak.

Para, gerçek ekonominin aracı olmaktan çıkıp kendi başına bir ürün haline geliyor.

Kağıt kağıdı büyütüyor.

Ekrandaki rakam başka bir rakamı büyütüyor.

Herkes servetinin arttığını düşünüyor.

Ama ortada yeni bir fabrika yok.

Yeni ürün yok.

Yeni teknoloji yok.

Yeni istihdam yok.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor:

Gerçekte ne büyüdü?

Türkiye kağıt üzerinde zenginleşemez

Burada meseleyi sadece yatırımcıya yüklemek de kolaycılık olur.

İnsan kendisine sunulan sistem içerisinde hareket ediyor.

Eğer üretmekten kazanmak zorlaşıyor, finansal hareketlerden kısa sürede çok para kazanmak mümkün görünüyorsa para doğal olarak oraya yöneliyor.

Ama bir ülke uzun vadede böyle büyüyemez.

Türkiye’nin gerçek zenginliği, fon ekranındaki yüzde değildir.

Fabrikasıdır.

Tarlasıdır.

Makinesidir.

Teknolojisidir.

Çalışan insanıdır.

Ürettiği gerçek değerdir.

Finans sistemi bunların hizmetinde olduğu sürece anlamlıdır.

Üretimin yerine geçtiği anda değil.

Çünkü herkes birbirine aynı kağıdı daha yüksek fiyattan satarak sonsuza kadar zenginleşemez.

Bir noktada birisi:

“Peki bunun gerçek değeri ne?”

diye sorar.

İşte bütün büyü o sorudan sonra belli olur.

500 kişinin hikâyesine geri dönelim

Başlangıçta 100 kişi vardı.

Sonra diğerleri onların kazandığını gördü.

500 kişi oldular.

Hiçbiri aptal değildi.

Tam tersine, önlerinde gördükleri kanıta göre hareket ettiler.

İnsanların gerçekten para kazandığını gördüler.

Ama belki sormaları gereken soru:

“Onlar kazandı mı?”

değildi.

Şuydu:

“Kazandıkları para nereden geldi?”

Bugün yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fon tartışmasının bize bırakması gereken asıl soru da bu.

Ne kadar kazandıracak?

Daha yükselir mi?

Hangi fon?

Hangi hisse?

Bunlardan önce:

Bu para hangi gerçek değerden doğuyor?

Çünkü Türkiye’nin geleceği sürekli birbirimize kağıt satarak değil, çalışarak ve üreterek kurulabilir.

Paranın da yeniden o üretimin hizmetine dönmesi gerekiyor.

Yoksa 100 kişi kazanır.

Arkasından 400 kişi gelir.

Sonra 500 bin kişi aynı kapının önünde buluşur.

Ve bir gün herkes aynı anda çıkmak istediğinde, yıllardır sorulmayan o basit soru ortada kalır:

“İyi de bu para nereden geliyordu?”

İlgili Haberler

Cumhurbaşkanı Erdoğan Antalya’ya Geliyor

Haberci Editör

Milliyetçi Hareket Partisi’nden Demirtaş Çıkarması

Haberci Alanya

Gazipaşa’da Umutlu Bekleyiş Devam Ediyor

Haberci Editör

Yorum Yap