29.1 C
Alanya
18/06/2024
Haberci Alanya
Haberci AlanyaYazarlar

Erkan Yılmaz yazdı: “FEDAKARLIĞI ABARTMAYIN”

Bir arkadaşım geçenlerde bir yazı paylaşmıştı ve çok hoşuma gitmişti.
Yazı şöyleydi;
Bir yerde okumuştum; Atlar yorulduğunu anlamadığı için koşarken çatlayarak ölebiliyormuş. Fedakarlık yaparken Kendimi ihmal edişim geldi aklıma…diye bir söz. Kime ait olduğunu bilmiyorum. Ama insanın kendini feda ettiğinin farkına varmasının en güzel söylemi şekli olabilir.
Halbuki fedakarlık çok iyi bir özellikmiş gibi anlatılır ve fedakar insanlardan ‘iyi insan’ olarak bahsedilir.
”Çok fedakar bir kadın, çocukları için kendini feda etti!” “Çok fedakar bir adam, kendini hasta ve yaşlı annesine adadı!” gibi cümleleri sık duyar ama hiç yadırgamayız.
Bir nesil fedakarlığın iyi bir özellik olduğunu zannederek ve bunu bir karakter özelliği olarak benimseyerek büyüdü. Bu nesil aile kurup eşleri ve çocukları için ya da -henüz aile kurmadılarsa- anne babaları için, komşuları için, ya da tanıdıklarının çocuklarını büyütmek için kendilerini feda ettiler. Ancak sonra baktılar ki bir ömür öylece geçmiş ve bu sürede kendileri için hiçbir şey yapmamışlar. Kendi isteklerini, hayallerini, umutlarını hep ikinci plana atmışlar. Başkaları için yaşamaktan kendileri için yaşamaya sıra gelmemiş!
Bu fedakarlıklar, sonunda: ”Sizin için saçımı süpürge ettim!” isyanını ve ömür boyu ikinci planda kalmış olmanın verdiği eziklik duygusunu ortaya çıkardı ve bu nesil çocuklarını, verici olmasınlar, en önde olsunlar, her şeyin en iyisini alsınlar dürtüsüyle yetiştirmeye başladılar. Kendi yapamadıkları her şeyi çocukları yapsın diye, ana okulundan başlayarak onlara ”Oyuncağını kimseye verme, kimseyle hiçbir şeyini paylaşma, sen aptal mısın, seni kandırıp elinden alıyorlar, malına sahip çık, hep en önde sen ol, kimseyi tanıma, kimse için bir şey yapma, yalnızca kendini düşün.” gibi öğütler verdiler.
Bu sefer de sadece kendini düşünen, bencil, hiç kimseyi umursamayan, önde olmak, başarılı olmak, istediğini elde etmek için her yolu doğru sayan ve kendilerini dünyanın merkezi zanneden bir nesil ortaya çıktı.
Ben ne istiyorsam onu yaparım, ne istiyorsam onu alırım düşüncesiyle büyüyen, o güne kadar evlerinin prens ya da prensesi olan, aman sen yorulma, sen yapma, ben yaparım diyen annelerin ellerini soğuk sudan sıcak suya sokmadan yetiştirdiği, yediği önünde yemediği arkasında, istedikleri hemen alınan bu çocuklar üniversiteyi bitirip iş aramaya başladıklarında ya da askere gittiklerinde -dünyanın merkezi olmadıklarını anlayıp kendileriyle yüzleşmek zorunda kaldıklarında- neye uğradıklarını şaşırdılar. Üniversiteden mezun oldukları gün, bilmem nerenin genel müdür koltuğunun kendilerini beklediğini zannederken birdenbire asgari ücretle çalışmak zorunda da kalınabileceğini görünce, onların deyimiyle ”Nası yani yaa!” oldular.
Şu aralar sağınızda solunuzda sıkça gördüğünüz ve ”İnsan bu kadar da bencil olabilir mi? Kendi ana babasını bile düşünmüyor, arkadaşını bir günde silip atabiliyor!” diyerek şaşırdığınız insanlar böyle yetişen bir neslin üyeleri işte…
Bu prens ve prensesler taçlarını önlerine koyup düşünmek zorunda kaldılar ama yine de isteklerinden, hırslarından ya da önceliği başkalarına kaptırmama arzularından hiç mi hiç taviz vermediler.
Ne yazık ki onlar en başarılı ben olmalıyım, en şık ben olmalıyım, en güzel ben olmalıyım sevdasına kapılmış bir durumda -ama içleri içlerini yiyerek- hayatlarını sürdürüyorlar. İş hayatında birbirlerinin arkasından kuyu kazıp, birbirlerinin ayağını kaydırmak için fırsat kollayan, dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, birlikte büyüme duygularından yoksun, yalnızca kendilerini düşünen hırs dolu bir nesil oldular. Bunun sonucunda onların -doğal olarak- hiç gerçek dostları olamadı. Belki başarılı oldular ama yalnız ve mutsuz bireyler haline geldiler.
Ben fedakar olan gruba anneler, bencil olan gruba da çocuklar dedim ancak her iki grubun içinde de diğer özelliği taşıyan kişiler mevcut…
Sonuç olarak her iki grup da mutsuz insan çok.
Eğer fedakar bir yapınız varsa aile, akrabalar, kardeşler, komşular, çocuklar hep sizden ister ve siz hep verirsiniz. Sonunda da ”Hep ben veriyorum, beni düşünen yok, neden bu kadar fedakarım” diye kendinize kızmaya başlarsınız.
Fedakar insanlar hayır diyemezler. Kim ne isterse istesin çok zor bile olsa, aslında yapmak istemeseler de, kendilerine zarar verecek bile olsa cevapları hep evet olur.
Kendinize bakın, eğer durum böyle ise hayatınızı başkalarının istekleri doğrultusunda yaşıyorsunuz demektir. Oysa ki bir tek hayatınız var ve bu hayat size verilmiş bir hediye; onu her nasıl istiyorsanız öyle yaşamalısınız. Fark etmez demeyi bırakın. Küçük değişimler yavaş yavaş büyük değişimlere kapı açarlar. Emin olun, ilk ‘hayır’ınızı söyledikten sonra kendinizle gurur duyacaksınız, kendinizi takdir edeceksiniz ve en önemlisi kendinizi sevmeye başlayacaksınız çünkü gerçekten istemediğiniz bir şeye hayır diyebilmiş olacaksınız.
Artık başkalarının isteklerine öncelik tanımaktan vazgeçmeniz, kendi isteğiniz doğrultusunda yaşamanız ve hayır demeye başlamanız gerekiyor.
İnsanların size kırılacakları, küsecekleri ya da artık sizi sevmeyecekleri endişesinden kurtulun. Sizi seven insanlar onlara hayır dediğiniz için sevmekten vazgeçmeyecekler. Eğer yalnızca bu nedenden dolayı sizi sevmekten vazgeçecek olan birileri varsa bırakın onlar da vazgeçsinler zaten.
Size önce kendinizi iyi edin, sonra başkaları için bir şeyler yaparsınız. Önce kendinizi kurtarın, kendinizi mutlu edin. Her ne yapmak istiyorsanız onu yapın ve mutlu olun. Ancak kendi mutlu olan bir insan başkalarına faydalı olabilir. Mutluluk bulaşıcı bir şeydir.
Sürekli fedakarlık yaparak, sürekli başkalarına öncelik tanıyarak mutlu olamazsınız. Tabii ki yardım etmek güzel, paylaşmak güzel, insanlara vermek güzel ama önce kendinize vermelisiniz.
Koşuşturmaya biraz mola verin ve ne yapmaktan keyif alıyorsanız onu yapmak için kendinize zaman ayırın. Bu bazen boş boş oturmak bile olabilir. Bir gazeteyi baştan sona okumak, bulmacalarını çözmek olabilir. Doğaya çıkıp fotoğraf çekmek olabilir. Her insanın gerçekte neden keyif aldığını bulması, kendini keşfetmesi ve bunu yapmak için kendine günün belli saatlerini ayırması gerekir. Böylece kendinizi önemsemiş olursunuz. Eğer bu kendinize ayırmış olduğunuz zaman dilimi içinde sizden kendileri için bir şeyler yapmanızı isteyen birileri olursa da onlara ”Hayır, bu benim kendi zamanım!” diyebilmeniz gerekir. Günde bir saat, iki saat, ne kadar zamana ihtiyacınız varsa artık… ”’Şu an kendimi mutlu etme zamanı, sizinle ilgilenemem!” diyebilmelisiniz. Şaşıracaklar ama bu sizin hayatınız ve sizin bir önceliğiniz olmalı, herkes de buna saygı duymalı. Ne kadar yakın olursanız olun, anneniz, eşiniz, kardeşiniz, çocuğunuz, sevgiliniz, her kimse, kendinize öncelik tanımanıza saygı duymak ve buna alışmak zorunda. Bu alışkanlığı geliştirdikten sonra göreceksiniz ki sorumluluklarınızı ya da yapılması zorunlu ve gerekli şeyleri çok daha büyük bir şevkle yapacaksınız.
Herkesin bencilliğe kaçmadan, ”Önce ben!” diyerek yaşamayı öğrenmesini diliyorum. Vesselam
Kalbimden kalbinize….

İlgili Haberler

Alanya Sallandı! İşte Depremle İlgili Ayrıntılar…

Haberci Alanya

BAŞKAN TAVLI’DAN BÜYÜK KONGREYE DAVET

Haberci Editör

Burhan Çetinkaya yazdı: “Nereye Gidiyoruz?

Burhan Çetinkaya

Yorum Yap